29 Eylül 2008 Pazartesi
Eski bayramlar
Bir kez daha Ramazan ayının ardından bayrama erişmek üzereyiz. Her yeni bayramda nerde o eski bayramlar hissi biraz daha fazla yoğunlaşmakta. 20'li yaşlarının başında biri olarak ben böyle düşünüyorsam yaşlılar ne yapsın? Neyse, derdim ne olacak bu milletin hali sorusuna cevap bulmak değil. Benim derdim eski bayramlarla, özellikle de bizim köydeki eski bayramlarla.
Bu videoyu Dilaver amcayı aile soyağacımızı çıkarmak için ziyaret ettiğimde çekmiştim. Kamerayı görünce başta çekim yapmamı istemedi ama elimdeki benzer çalışmaların videolarını gösterince birden heveslendi. Merakı da videonun sonundaki cümlesinden anlaşılıyor zaten.
Elinde benzer çekimler, çalışmalar olanlar bizimle paylaşırlarsa çok güzel olur. Soyağacı, sözlü tarih gibi konulara da bir ara gireriz.
Ayrıca bugün ikindi namazının ardından topluca köy mezarlığına gidilerek, her arife günü olduğu gibi aramızdan ayrılmış köylülerimizin kabirleri ziyaret edilecektir. Birlik, beraberliğimizi pekiştirecek bu özel günde köylülerimizle birlikte olmaya özen gösterelim.
Herkese ailesi ve sevdikleriyle mutlu bayramlar!
25 Eylül 2008 Perşembe
Köyümüzün tarihçesi
Ahırlıkuyu köyü, Ankara'nın Haymana İlçesi'nin Kırım Tatarlarınca kurulan yegâne köyü olup; Hicri 1305 (1889) senesinde Kırım’ın Kerç kasabasından, Romanya’nın Dobruca bölgesindeki Köstence vilayetinin Acemler, Çobanense ve diğer köylerden göç ederek gelenlerce kurulmuştur.
Köy, Ankara’nın Polatlı ilçesi ile Haymana ilçeleri üzerindeki asfalt yolun 1 km güneyinde yer almakta olup; Polatlı’ya 20, Haymana’ya 14 km mesafededir. Köyün komşuları olarak batısında Sivri, doğusunda Boşnaklar tarafından kurulan Kesikkavak, Yeşil, kuzey batısında Kırım Tatarlarınca kurulan Polatlı’ya bağlı Karayavşan, kuzeyinde Karakaya, kuzey doğusunda Herif ve Sarıdeğirmen, güneyinde Emirler ve Eskiçalış köyleri ile komşudur. Köy arkasını yüksekçe Çal dağının yamacına yaslamış olup; içerisinden geçen derenin iki yamacında kurulmuştur.
Köyün ilk kurulduğu yer, şimdiki yerinden 2 km kadar kuzeybatıda yer alan ve şimdilerde “Hacı İsmail’in Çeşmesi” olarak anılan Bekleme mevkii diye bilinen yerdir. Gelip bu yere yerleşenler, o zamanlar buraların yerlisi olarak bilinen ahali tarafından epey rahatsız edilmişler; hatta sularını da kesmişler. Bu sebeple köyün şimdiki yerine yerleşmek zorunda kalmışlardır. Köyün ilk adının Bostanköy olmasından sonra Köstence’den üç hane, doğrudan Kırım’dan toplam 20 hane daha gelince kuyunun yanında bir de ahır olduğu söyleniyor. Köyün adı böylelikle Ahırlıkuyu olmuş.
Nüfus kayıtlarında köyün bilinen ilk kurucuları Pektaş oğlu İdris, Uzun Abdullah, Hasan Efendi (Mollakay), Hicrettin, Hacı Seyit (Seydi Battal), Ahmet Efendi ve Niyetşah isimli Kırım Tatarlarıdır. Köyün bilinen ilk ismi “Hamdiye Bünyanı” iken, şimdiki yerine yerleşince adı “Bostanköy” olmuş. Bu ilk kuruluşu müteakiben köye Romanya’nın çeşitli yerlerinden yirmi hane civarında bir nüfus gelmiş. O zaman ismi bu defa Ahırlıkuyu olarak değişmiş ve öyle kalmış. Bir söylentiye göre köyün bu ismi almasına sebep, köyün şimdiki kuruluş yerinde önünde ahır bulunan bir kuyudan da aldığı yönünde iddialar vardır. Köye ikinci gelenler Hacrettin, Seydömer Hacı, Kaşif (Keşpi) Hacı, Menli Geray, Beyhaslar, Osman, Osman Hacı, Seydahmet, Köse Bekir, Hayal, Niyet, Naci Akay, Abdurrahman, Emrullah Hoca, Hacı Menzat, Hacı Aziz, Abdulselim’den ibaret olup; son üç sıradakiler doğrudan doğruya Kırım’ın Kerç kasabası civarından gelmişlerdir.
Köydeki tarım kredi kooperatifi 1930 yılında Türkiye’de ilk olarak kurulmuştur. Birkaç yıl sonra kooperatiflere numara verildiğinde 1 numara Haymana’ya verilmiş; Ahırlıkuyu 51 numarayı almıştır. İlk memur köy halkından öğretmen Ali Esentur’dur. Ondan sonra yine köy halkından İzzet Batur bu görevi yapmıştır. Her ikisi de yirmişer yıl görev yapmışlardır. Köy halkının tamamı okur yazar olup; ortalama eğitim seviyesi lisedir. Köyde Latin alfabesi ile ilkokul üç sınıflı olarak 1928 yılında başlamıştır. Köyün ilk öğretmeni Nevşehirli Nuray Bey olurken, ilk okul 1939 yılında beş sınıflı olmuştur. Köyde şimdiye kadar üniversite ve dengi yüksek okul bitiren kişi sayısı 45-50 kadardır.
Köyde Kırım doğumlu olup da 78 yaşında vefat eden son kişi Abselam Akaydır.
Ahırlıkuyu köyünde eskiden hayvancılık çoktu. Şimdi ise 90 civarında sığır, 300 civarında da koyun vardır.
Köydeki kadastro çalışmaları 1950-51 yıllarında tamamlanmış olup; köye elektrik 1970 yılında gelmiştir. Köyde 38 traktör, 4 biçerdöver vardır, yolu asfalttır. Köyde selektör 1939’da devlet tarafından kurulmuştur. Köy camii devlet tarafından yapılmıştır. Köyün içme suyu, Çal dağının yamacındaki Çatalçeşme mevkiinden getirtilmekte olup; her eve su verilmektedir.
Bunda 50-60 yıl öncesine kadar köyün nüfusu 100 hanenin üzerinde yani 500’den fazla idi. Ancak zamanla yaşanan şehirleşme ve eğitime olan talebin artması ile birlikte köy nüfusu 50 haneye kadar düşmüştür. Bu rakam hayvancılığın giderek yok denecek seviyeye inmesiyle birlikte daha da azalmaktadır.
Köyün arazileri Dağ altı (Turnagöl), Çırakçı, Sulu dere, Sasık kaynak, Yazıören, Akçahin İnler, Yaylakuyu, Zaptiye kuyu, Karakaya beli, Kızıl kırma, Kuyu deresi, köy civarı, Dikilitaş’tır. Köyün toplam arazi varlığı 22000 dekardır. Köyde yeraltı suyu yoktur. Köy içerisinde iki çeşme vardır. Köy merası içerisinde de birkaç çeşme vardır. Bunlardan bazıları Hacı Medine’nin çeşmesi, Çırakçı, Sasık kaynak, Eki kurnalı, Tek kurnalı, Zaptiye kuyusu, Kuyu deresi, Kayanın oralı, Melek Abayın Çeşmesi isimleri ile anılmaktadır. Köydeki belli başlı dereler ise köyün kuzey doğusundaki Reşat çayırı ile köyün batısından kuzeyine doğru akan ve Yazı ören mevkiinde yer alan Sasık kaynak’tır.
Ahırlıkuyu köyüne ait söz edilmesi gereken ve köyün kuruluşundan bu yana devam ettirilen ve kurban bayramlarında zengin-fakir gözetilmeksizin Camiinin hemen yanında yemek verilmesi âdetidir ki, bu âdet birinci ve ikinci gün olmak üzere gerçekleştirilir. Halen kurban bayramının birinci günü öğle veya ikindi namazını müteakip köy camiinin yanında, ikinci günü de köy kooperatifinin önünde bu âdet devam ettirilmektedir. Rivayet edilen odur ki, köydeki bu âdetin kökleri Şamanizme dayanmaktadır.
Teknolojik gelişme ve zaman bu köyde de pekçok Kırımtatar âdetinin terkedilmesine yol açmaktadır. Örneğin Kırım’da Kurultay’ın bir nevi resmedildiği ve toylarda kurulan meclis ve konuşma âdeti son 15 yıldır neredeyse hiç yapılmamaktadır. Bu köyle ilgili yazıyı hazırlayanca hatırlanan meclisin kurulduğu ve konuşma âdetinin gerçekleştirildiği son toy, Dilaver Yüksel’in oğlu Sezgin Yüksel’in toyunda yapılmış olup; artık „sağ bey, sol bey, kapıcı bey veya kürekeci bey“ diye seslenilen düğünler de tarihin sayfalarına intikâl etmiştir.
Ahırlıkuyu köyünde yaklaşık yarım asırdır unutulmaya yüz tutan ve 1960’lı yıllarda sona erdiği söylenen bir âdet de çınlaşmadır. Çıncı olarak bilinenler ise İdris Mirza ve Hasan Uzunoğlu’dur. İdris Mirza 1930’lu yıllarda, Hasan Uzunoğlu ise 1950’li yıllarda vefat etmiştir. Bu hususta özellikle “Kasap” lakaplı Hasan Uzunoğlu’nu anmamak olmaz. Esprileriyle tanınan Hasan Akayın hazırcevaplığı bugün yaşı 60’ı geçenlerce hâlâ unutulmamıştır. Her durum karşısında hemen bir çın uydurup söylemesi ve şakacığı kişiliği hatırlanıyor. Mesela onun kaybettiği sarı renkli ineğini ararken o vakitler çocuk yaştakilerin neyi aradığını sorduklarında söylediği:
Ayak sarı, baş sarı,
Kevde öyle,
Korgen bolsan sen onu,
Haydi söyle.
diye verdiği cevabı veya toylarda çınlaşma vaktinde söylediği:
Akız adın “Hatice”,
Soyadın “Kaya”,
Burun boguñ bolacak,
Çorbaga maya.
Fikretke boy kerek,
Ametke akıl,
İçlerinde terankay,
Akkı (Hakkı) takıl.
Sakat, sokur, kör, topal
Köyniñ caşı,
En aruvu Rıfat,
Tazdır başı.
sözleri aradan geçen zamana rağmen bugün dahi hatırlayanlar var.
Toylarda yapılan at yarışları ve güreşler bugün yapılmıyor. Güreşlerde 1960’lı yıllarda Abidin Kaya, Akif Yıldırım, Nuri Özen, Nuri Uzunkavak’ın adı hatırlanırken, bundan önceki 1930-40’lı yıllarda köyün ilk pehlivanları Süleyman (Ergen), Sıddık, Hacı Abdullah’ın oğlu Nevzat (Yüksel), Hakkı (Baysal), Sabri (Durukan), Şefik (Önem), Rıfat (Yüksel) olarak biliniyor.
Köyde at yarışları 1960’lı yılların başına kadar devam ederken, o vakitler yegane ulaşım, taşıma, toprak işleme ve hasat hayvanı olarak at, hemen her evde birkaç tane bulunurdu. Bu yarışlara Karakaya köyünden Hacı Abdurrahman ile Toydemir köyünden Menmurza Akaylar koşu atları ile iştirak ederlerdi.
Köyün en uzun yaşayanları Müzeyyen Daloğlu 107 yaşında, Mevküfe Mirza 103 yıl yaşamışlardır. Bunlar aynı zamanda köyün ilk kurucuları arasındadırlar. Köyde imamlık yapanlar Ahmet, Hasan, Hacı Rıza’dır.
Kırım Tatar millî kültürünün en önemli unsurlarından olan Kırımtatarcanın çöl şivesinin konuşulduğu köyde yaşı yirminin altında olanlar artık Türkiye Türkçesi ile konuşup anlaşmaktadırlar. Bunda temel etkenin de özellikle ailelerin bu dili çocuklarına öğretmede herhangi bir çaba içerisinde olmamaları yanında özellikle eğitim için yakın çevreye ve özellikle Polatlı, Ankara ve Eskişehir gibi yerlere olan göçle beraber, yaşanan sosyal çevredeki değişimin etkisi olduğu söylenebilir.
Ahırlıkuyu köyü ile ilgili olarak bilinmesi gereken en önemli tarihi ayrıntılardan biri de I. Dünya Savaşı sırasında bu köyden Çanakkale cephesindeki savaşlarda yirmi civarında şehit verildiğidir. Bunlardan hatırlananlar Rıfat (Tarımcı), Hasan (Tarımcı), Hanefi (Bektaş), Hanefi (Genç)’tir. Ayrıca daha yakın bir dönemde 1950’li yıllarda Kore’deki savaşa bu köyden Nail Yurdakul iştirak etmiştir.
Ahırlıkuyu, civardaki Kırım Tatar köylerine göre bir parça daha yüksek konumu ile daha fazla yağış almakta olup; toprak nemini uzunca süre muhafaza ederek verimli bir yetiştiricilik yapılmasına müsait toprak ve iklim şartlarına sahiptir. Buğday ve arpa gibi hububatın ana ürün olarak yetiştirildiği Ahırlıkuyu köyünde ortalama verim dekar başına 250-300 kg civarında olup; yağışın dağılımının uygun olduğu yıllarda verim daha yüksek olabilmektedir. Genellikle ticari amacı daha az olan kavun ve karpuz şeklindeki bostan yetiştiriciliği de yapılmakta olup; sulama yapılmaksızın yetiştirilen bostanlar Eylül ayından itibaren hasat edilmektedir.
Ahırlıkuyu köyü, Çal dağının eteklerinde kurulmuş olmasıyla da tarihi açıdan önemlidir. 23 Ağustos – 13 Eylül 1921 tarihleri arasında 22 gün 22 gece devam eden Sakarya savaşında 80 km’lik cephe hattının güney kesimindeki Çal dağı geçildiği vakit, Haymana’ya 10 km ve ondan sonra 50 km’lik mesafedeki Ankara’ya kadar Yunan ordusunun önü açılmış, düşmanın ilerlemesi kolaylaşmış olacaktı. Çal dağı’nın batısı ve onun kuzey yamacındaki Ahırlıkuyu köyü 31 Ağustos 1921’de işgal edilmiş ve 12 Eylül 1921’e kadar geçen 13 gün boyunca Yunan ordusunun işgali altında kalmıştır.
Bilindiği üzere Türk ordusu, Kütahya-Eskişehir Muharebelerinden sonra cephenin kritik bir durum alması üzerine, Batı Cephesi Birliklerinin düşmanla arada büyük bir mesafe bırakılarak (100 Km.) Sakarya Nehri Doğusu'na çekilmesine ve bu hatta savunmasını devam ettirmesine karar verilmişti. 22 Temmuz 1921'de Sakarya Nehri Doğusu'na çekilmeye başlayan Türk Ordusu, güneyden kuzeye 5. Süvari Kolordusu Çal Dağı’nın güneyinde, 12., 1., 2., 3., 4. Gruplar ve Mürettep Kolordu 1. hatta olacak şekilde tertiplenmiştir.
14 Ağustos'ta ileri harekata geçen Yunan Ordusu ise, 23 Ağustos'tan itibaren 3. Kolordusu ile Sakarya Nehri doğusundaki Türk Kuvvetlerini tespit, 1. Kolordusu ile Haymana istikametinde, 2. Kolordusu ile Mangal Dağı güneydoğusunda kuşatıcı taarruza başlamıştı. Fakat bu taarruzlarında başarı sağlayamamıştır. Kuşatma taarruzunda başarı sağlayamayan Yunan kuvvetleri, sıklet merkezini ortaya kaydırarak Türk savunma mevzilerini Haymana istikametinde yarmak istemiştir.
Sakarya Savaşının en şiddetli çarpışmalarının yaşandığı Çal dağı, 23 Ağustos 1921’de başlayan Yunan taarruzundan sonraki 1 hafta sürede düşman işgaline uğramış ve Cephenin kuzeyini teşkil eden Polatlı’daki Duatepe, Kartaltepe ve Karadağ ile Çal dağının batı kısmı ile güney yamacındaki Ahırlıkuyu köyü de 31 Ağustos’taki Yunan karşı taarruzunda düşmanın eline geçmiştir. Türk ordusunun 4. grubunca müdafaa edilirken, Çal dağının büyük kısmını ele geçiren 10. Yunan tümeni gece yarısına doğru duran taarruzuna iki saat kadar sonra tekrar başlamıştır. 3. Gruptan takviye olarak gönderilen ve akşama doğru yetişerek Çal dağının doğu eteklerine yapışıp burayı inatla savunan 190. Türk Alayı'nı mevzilerinden söküp atmıştır. Ancak, 190. Alay arka arkaya yaptığı süngü hücumları ile iki saat sonra 04.45’ te mevzilerini tekrar ele geçirirken, 190. Alayın bu altı saatlik muharebe sonunda mevcudu yarıdan aza inmiş, koca alay birkaç subayla 150 erden ibaret kalmıştır.
Yunan ordusu, Ahırlıkuyu’yu işgal altında tuttuğu 13 gün boyunca köylünün çok sayıda hayvanına ve diğer önemli eşyalarına el koyarken; bu köyden Hacı Abdullah (Yüksel) 500 civarındaki koyununu Türk ordusuna teslim etmiştir. Köylünün sadece malına el koymakla kalmayan Yunan ordusu, köylü çocuklara da Türkçe “Yaşa Venizelos” anlamına gelen “Zito Venizelos“u zorla söyletme girişimleri de oluyor. Bunun bir örneği olarak Yunan işgalini o vakitler çocuk yaşta gören Akif Akay’a (Sarıkulak) söyletmek istedilerse de o çocuk olmasına rağmen inat ediyor ve bunu söylemiyor; bunun tam tersini yaparak “Yaşa Mustafa Kemal” diyerek karşılık verdiğinde kendisine bu eziyeti yapan Yunan askerleri tarafından dövülüyor. Yunan ordusunun Ahırlıkuyu köyünü işgali süresinde ve geri çekilmesi sırasında ise bazı köylüler de katledilirken; bu köyden Akif Önem’in amcası Yunan geri çekilmesi sırasında açılan ateşle hayatını kaybedenlerden olarak hatırlanıyor.
Sakarya savaşı sırasında Mustafa Kemal başkomutan, Fevzi Paşa (Çakmak) Genel kurmay Başkanı ve İsmet Paşa da cephe komutanıdır. Yunan ordusunun Sakarya Savaşı sırasında cepheyi yararak ilerleme ümitlerinin büyük ölçüde yitirilmesini müteakip 6 Eylül'e kadar süren yarma teşebbüsünde de başarılı olamayınca, bulunduğu hatlarda kalarak savunmaya karar vermiştir. Çal dağı ile çevresinde süren yakın ve korkunç savaşlar sonunda düşmanın Haymana istikametindeki yarma teşebbüsleri 8-9 Eylül 1921 tarihlerinde nihayet tamamen kırılmış ve durdurulmuştur. Türk Ordusu'nun 10 Eylül'de başlattığı genel karşı taarruzla Yunan ordusunun bulunduğu hatları savunma girişimine mani olunurken 11 Eylül günü Yunan hükümeti ordunun geri çekilme kararını onaylamıştır. Cephe komutanı İsmet Paşa, ihtiyatındaki 24. Tümeni de grup emrine vererek Grup Komutanına 15. ve 24. Tümenlerle taarruz edilerek Çal dağının zapt edilmesini emretmiş. 24. Tümenin Haymana'dan bölgeye gelmesi gecikince, saat 17.30'da, Grup Komutanının emriyle taarruza yalnız olarak başlayan Albay Şükrü Naili (Gökberk) komutasındaki 15. Tümen, şiddetli bir hücumla 2. Yunan Tümen birliklerini geriye atarak Çal dağının büyük kısmını ele geçirmiştir. Bundan sonra Yunan 2. ve 12. Tümenlerinin yeni hücumları ile savaş daha da kızışmış ve mevziler, süngü savaşlarıyla karşılıklı olarak elden ele geçmeye başlamıştı. Ancak havanın kararmasından az önce bölgeye yetişebilen Yarbay Fuat (Bulca) komutasındaki 24. Tümen de, topçularını mevzilendirir mevzilendirmez, ayağının tozu ile taarruza kalkmış ve 15. Tümenle birlikte Yunan birliklerinin son mukavemetlerini de kırarak Çal dağına bütünüyle hakim olurken Ahırlıkuyu köyü de 12 Eylül 1921’de işgalden kurtarılmıştır.
Çal dağı’nın cephe merkezindeki savunmanın bel kemiğini teşkil ettiğini ve savaşın gidişi üzerinde oynayabileceği rolü herkesten iyi bilen Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, İnler-katrancı mevkiinde attan düşmesi sonucu kırılan kaburga kemiğinin ağrısına rağmen, göğsü sargılar içinde olduğu halde muharebeleri yakından takip etmek için Çal dağının hemen kuzeyindeki bir tepeye gelmiş, yanında Fevzi Paşa ve Grup Komutanı Yusuf İzzet Paşa durumu izlemiş ve gerekli emirleri yerinde vermiştir. Çal dağı etrafında onaltı saattir aralıksız süren bu kanlı savaş sona erdiği zaman iki taraf da halsiz düşmüş ve iki taraf da ağır kayıplara uğramıştı. Örneğin 57. Tümen 37. Piyade Alayında sadece iki subay kalmış. 8. Tümenin 135. Alayının mevcudu yarıdan aza inmişti. Yunan kayıplarının da ağır olduğu belliydi. 12. Yunan Tümeninin yalnız 41. Alayı geri çekilirken arkada 200’den fazla ölü bırakmıştı.
Türk ordusunun bu ileri taarruzu sonucunda Yunan Ordusu için geri çekilmekten başka hal tarzı kalmıyordu. Savaşın sonu sayılan ve Polatlı’nın kurtuluşu olan 13 Eylül'e kadar Sakarya Nehri'nin doğusunda tek Yunan askeri kalmadı. Sakarya'dan çekilen Yunan Ordusu, Eskişehir-Afyon doğusu hattına kadar çekilerek, bu bölge de savunma için tertiplenmeye başlarken 22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan muharebelerinin sona erdiği 13 Eylül 1921 günü bir bildiri ile millete ve dünyaya Türk zaferi günü olarak ilan edilmiş; 14 Eylül 1921’de İsmet Paşa ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşanın teklifi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal Paşa’ya mareşal rütbesi ile gazi unvanını vermiştir.
Türk Ordusu Sakarya savaşındaki muharebeler sonunda 26. 000 zayiat verirken, birlik mevcutlarına göre er zayiatı % 35-40, subay zayiatı oranı % 70-80 arasındaydı. Yunanlılar ise 16. 000'i ölü olmak üzere 46. 000 zayiat vermiştir.
Kırımtatar kültürüne ait pek çok şeyini yitiren Ahırlıkuyu köyünde devam ettirilen âdet ve geleneklerin başında hiç şüphesiz Kırım millî mutfağı gelmektedir. Azbar diye tabir edilen evlerin bahçelerinde bir kenarda genellikle olarak kerpiç veya taş kullanılarak ve üzeri çamur sıvanarak inşa edilen kubbe biçimli toprak fırınlarda ekmek pişirilmeye devam ediyor. Geleneksel Kırım yemeklerinden çibörek, ulkum, kobete, kalakay, cantık, kırde, sarıburma, tabakbörek, kaşık börek gibi hamur aşları hâlâ Ahırlıkuyu köyünün unutulmadan afiyetle yenen yemeklerindedir.
Köyde 1940’dan beri kireç ocağı mevcut olup; Çal dağının eteklerinde açılan bir de mermer ocağı vardır. Bu ocak, Sakarya Savaşının cereyan ettiği Çal dağının tarihi önemi sebebiyle 2006 yılında kapatılmıştır, halen işletilmemektedir.
Ahırlıkuyu köyünün sırtını yasladığı Sakarya Savaşları sebebiyle 1-2 yıl önce sit alanı ilan edilerek koruma altına alınan ve bir kısmı tel ile çevrilerek hayvan otlatılması yasaklanan tarihî Çal dağının yamacına halen köy muhtarı olan Bünyamin Tetik ile bu köyden Nevzat Yüksel’in önderliğinde 2004 yılından itibaren badem ve meşe palamudu tohumu dikilmeye başlanmış olup; 2006 yılına kadar yaklaşık 500 dekarlık bir alanın ağaçlandırma çalışması yapılmış ve halen devam etmektedir.
Hazırlayan: Ertuğrul Karaş
Köy, Ankara’nın Polatlı ilçesi ile Haymana ilçeleri üzerindeki asfalt yolun 1 km güneyinde yer almakta olup; Polatlı’ya 20, Haymana’ya 14 km mesafededir. Köyün komşuları olarak batısında Sivri, doğusunda Boşnaklar tarafından kurulan Kesikkavak, Yeşil, kuzey batısında Kırım Tatarlarınca kurulan Polatlı’ya bağlı Karayavşan, kuzeyinde Karakaya, kuzey doğusunda Herif ve Sarıdeğirmen, güneyinde Emirler ve Eskiçalış köyleri ile komşudur. Köy arkasını yüksekçe Çal dağının yamacına yaslamış olup; içerisinden geçen derenin iki yamacında kurulmuştur.
Köyün ilk kurulduğu yer, şimdiki yerinden 2 km kadar kuzeybatıda yer alan ve şimdilerde “Hacı İsmail’in Çeşmesi” olarak anılan Bekleme mevkii diye bilinen yerdir. Gelip bu yere yerleşenler, o zamanlar buraların yerlisi olarak bilinen ahali tarafından epey rahatsız edilmişler; hatta sularını da kesmişler. Bu sebeple köyün şimdiki yerine yerleşmek zorunda kalmışlardır. Köyün ilk adının Bostanköy olmasından sonra Köstence’den üç hane, doğrudan Kırım’dan toplam 20 hane daha gelince kuyunun yanında bir de ahır olduğu söyleniyor. Köyün adı böylelikle Ahırlıkuyu olmuş.
Nüfus kayıtlarında köyün bilinen ilk kurucuları Pektaş oğlu İdris, Uzun Abdullah, Hasan Efendi (Mollakay), Hicrettin, Hacı Seyit (Seydi Battal), Ahmet Efendi ve Niyetşah isimli Kırım Tatarlarıdır. Köyün bilinen ilk ismi “Hamdiye Bünyanı” iken, şimdiki yerine yerleşince adı “Bostanköy” olmuş. Bu ilk kuruluşu müteakiben köye Romanya’nın çeşitli yerlerinden yirmi hane civarında bir nüfus gelmiş. O zaman ismi bu defa Ahırlıkuyu olarak değişmiş ve öyle kalmış. Bir söylentiye göre köyün bu ismi almasına sebep, köyün şimdiki kuruluş yerinde önünde ahır bulunan bir kuyudan da aldığı yönünde iddialar vardır. Köye ikinci gelenler Hacrettin, Seydömer Hacı, Kaşif (Keşpi) Hacı, Menli Geray, Beyhaslar, Osman, Osman Hacı, Seydahmet, Köse Bekir, Hayal, Niyet, Naci Akay, Abdurrahman, Emrullah Hoca, Hacı Menzat, Hacı Aziz, Abdulselim’den ibaret olup; son üç sıradakiler doğrudan doğruya Kırım’ın Kerç kasabası civarından gelmişlerdir.
Köydeki tarım kredi kooperatifi 1930 yılında Türkiye’de ilk olarak kurulmuştur. Birkaç yıl sonra kooperatiflere numara verildiğinde 1 numara Haymana’ya verilmiş; Ahırlıkuyu 51 numarayı almıştır. İlk memur köy halkından öğretmen Ali Esentur’dur. Ondan sonra yine köy halkından İzzet Batur bu görevi yapmıştır. Her ikisi de yirmişer yıl görev yapmışlardır. Köy halkının tamamı okur yazar olup; ortalama eğitim seviyesi lisedir. Köyde Latin alfabesi ile ilkokul üç sınıflı olarak 1928 yılında başlamıştır. Köyün ilk öğretmeni Nevşehirli Nuray Bey olurken, ilk okul 1939 yılında beş sınıflı olmuştur. Köyde şimdiye kadar üniversite ve dengi yüksek okul bitiren kişi sayısı 45-50 kadardır.
Köyde Kırım doğumlu olup da 78 yaşında vefat eden son kişi Abselam Akaydır.
Ahırlıkuyu köyünde eskiden hayvancılık çoktu. Şimdi ise 90 civarında sığır, 300 civarında da koyun vardır.
Köydeki kadastro çalışmaları 1950-51 yıllarında tamamlanmış olup; köye elektrik 1970 yılında gelmiştir. Köyde 38 traktör, 4 biçerdöver vardır, yolu asfalttır. Köyde selektör 1939’da devlet tarafından kurulmuştur. Köy camii devlet tarafından yapılmıştır. Köyün içme suyu, Çal dağının yamacındaki Çatalçeşme mevkiinden getirtilmekte olup; her eve su verilmektedir.
Bunda 50-60 yıl öncesine kadar köyün nüfusu 100 hanenin üzerinde yani 500’den fazla idi. Ancak zamanla yaşanan şehirleşme ve eğitime olan talebin artması ile birlikte köy nüfusu 50 haneye kadar düşmüştür. Bu rakam hayvancılığın giderek yok denecek seviyeye inmesiyle birlikte daha da azalmaktadır.
Köyün arazileri Dağ altı (Turnagöl), Çırakçı, Sulu dere, Sasık kaynak, Yazıören, Akçahin İnler, Yaylakuyu, Zaptiye kuyu, Karakaya beli, Kızıl kırma, Kuyu deresi, köy civarı, Dikilitaş’tır. Köyün toplam arazi varlığı 22000 dekardır. Köyde yeraltı suyu yoktur. Köy içerisinde iki çeşme vardır. Köy merası içerisinde de birkaç çeşme vardır. Bunlardan bazıları Hacı Medine’nin çeşmesi, Çırakçı, Sasık kaynak, Eki kurnalı, Tek kurnalı, Zaptiye kuyusu, Kuyu deresi, Kayanın oralı, Melek Abayın Çeşmesi isimleri ile anılmaktadır. Köydeki belli başlı dereler ise köyün kuzey doğusundaki Reşat çayırı ile köyün batısından kuzeyine doğru akan ve Yazı ören mevkiinde yer alan Sasık kaynak’tır.
Ahırlıkuyu köyüne ait söz edilmesi gereken ve köyün kuruluşundan bu yana devam ettirilen ve kurban bayramlarında zengin-fakir gözetilmeksizin Camiinin hemen yanında yemek verilmesi âdetidir ki, bu âdet birinci ve ikinci gün olmak üzere gerçekleştirilir. Halen kurban bayramının birinci günü öğle veya ikindi namazını müteakip köy camiinin yanında, ikinci günü de köy kooperatifinin önünde bu âdet devam ettirilmektedir. Rivayet edilen odur ki, köydeki bu âdetin kökleri Şamanizme dayanmaktadır.
Teknolojik gelişme ve zaman bu köyde de pekçok Kırımtatar âdetinin terkedilmesine yol açmaktadır. Örneğin Kırım’da Kurultay’ın bir nevi resmedildiği ve toylarda kurulan meclis ve konuşma âdeti son 15 yıldır neredeyse hiç yapılmamaktadır. Bu köyle ilgili yazıyı hazırlayanca hatırlanan meclisin kurulduğu ve konuşma âdetinin gerçekleştirildiği son toy, Dilaver Yüksel’in oğlu Sezgin Yüksel’in toyunda yapılmış olup; artık „sağ bey, sol bey, kapıcı bey veya kürekeci bey“ diye seslenilen düğünler de tarihin sayfalarına intikâl etmiştir.
Ahırlıkuyu köyünde yaklaşık yarım asırdır unutulmaya yüz tutan ve 1960’lı yıllarda sona erdiği söylenen bir âdet de çınlaşmadır. Çıncı olarak bilinenler ise İdris Mirza ve Hasan Uzunoğlu’dur. İdris Mirza 1930’lu yıllarda, Hasan Uzunoğlu ise 1950’li yıllarda vefat etmiştir. Bu hususta özellikle “Kasap” lakaplı Hasan Uzunoğlu’nu anmamak olmaz. Esprileriyle tanınan Hasan Akayın hazırcevaplığı bugün yaşı 60’ı geçenlerce hâlâ unutulmamıştır. Her durum karşısında hemen bir çın uydurup söylemesi ve şakacığı kişiliği hatırlanıyor. Mesela onun kaybettiği sarı renkli ineğini ararken o vakitler çocuk yaştakilerin neyi aradığını sorduklarında söylediği:
Ayak sarı, baş sarı,
Kevde öyle,
Korgen bolsan sen onu,
Haydi söyle.
diye verdiği cevabı veya toylarda çınlaşma vaktinde söylediği:
Akız adın “Hatice”,
Soyadın “Kaya”,
Burun boguñ bolacak,
Çorbaga maya.
Fikretke boy kerek,
Ametke akıl,
İçlerinde terankay,
Akkı (Hakkı) takıl.
Sakat, sokur, kör, topal
Köyniñ caşı,
En aruvu Rıfat,
Tazdır başı.
sözleri aradan geçen zamana rağmen bugün dahi hatırlayanlar var.
Toylarda yapılan at yarışları ve güreşler bugün yapılmıyor. Güreşlerde 1960’lı yıllarda Abidin Kaya, Akif Yıldırım, Nuri Özen, Nuri Uzunkavak’ın adı hatırlanırken, bundan önceki 1930-40’lı yıllarda köyün ilk pehlivanları Süleyman (Ergen), Sıddık, Hacı Abdullah’ın oğlu Nevzat (Yüksel), Hakkı (Baysal), Sabri (Durukan), Şefik (Önem), Rıfat (Yüksel) olarak biliniyor.
Köyde at yarışları 1960’lı yılların başına kadar devam ederken, o vakitler yegane ulaşım, taşıma, toprak işleme ve hasat hayvanı olarak at, hemen her evde birkaç tane bulunurdu. Bu yarışlara Karakaya köyünden Hacı Abdurrahman ile Toydemir köyünden Menmurza Akaylar koşu atları ile iştirak ederlerdi.
Köyün en uzun yaşayanları Müzeyyen Daloğlu 107 yaşında, Mevküfe Mirza 103 yıl yaşamışlardır. Bunlar aynı zamanda köyün ilk kurucuları arasındadırlar. Köyde imamlık yapanlar Ahmet, Hasan, Hacı Rıza’dır.
Kırım Tatar millî kültürünün en önemli unsurlarından olan Kırımtatarcanın çöl şivesinin konuşulduğu köyde yaşı yirminin altında olanlar artık Türkiye Türkçesi ile konuşup anlaşmaktadırlar. Bunda temel etkenin de özellikle ailelerin bu dili çocuklarına öğretmede herhangi bir çaba içerisinde olmamaları yanında özellikle eğitim için yakın çevreye ve özellikle Polatlı, Ankara ve Eskişehir gibi yerlere olan göçle beraber, yaşanan sosyal çevredeki değişimin etkisi olduğu söylenebilir.
Ahırlıkuyu köyü ile ilgili olarak bilinmesi gereken en önemli tarihi ayrıntılardan biri de I. Dünya Savaşı sırasında bu köyden Çanakkale cephesindeki savaşlarda yirmi civarında şehit verildiğidir. Bunlardan hatırlananlar Rıfat (Tarımcı), Hasan (Tarımcı), Hanefi (Bektaş), Hanefi (Genç)’tir. Ayrıca daha yakın bir dönemde 1950’li yıllarda Kore’deki savaşa bu köyden Nail Yurdakul iştirak etmiştir.
Ahırlıkuyu, civardaki Kırım Tatar köylerine göre bir parça daha yüksek konumu ile daha fazla yağış almakta olup; toprak nemini uzunca süre muhafaza ederek verimli bir yetiştiricilik yapılmasına müsait toprak ve iklim şartlarına sahiptir. Buğday ve arpa gibi hububatın ana ürün olarak yetiştirildiği Ahırlıkuyu köyünde ortalama verim dekar başına 250-300 kg civarında olup; yağışın dağılımının uygun olduğu yıllarda verim daha yüksek olabilmektedir. Genellikle ticari amacı daha az olan kavun ve karpuz şeklindeki bostan yetiştiriciliği de yapılmakta olup; sulama yapılmaksızın yetiştirilen bostanlar Eylül ayından itibaren hasat edilmektedir.
Ahırlıkuyu köyü, Çal dağının eteklerinde kurulmuş olmasıyla da tarihi açıdan önemlidir. 23 Ağustos – 13 Eylül 1921 tarihleri arasında 22 gün 22 gece devam eden Sakarya savaşında 80 km’lik cephe hattının güney kesimindeki Çal dağı geçildiği vakit, Haymana’ya 10 km ve ondan sonra 50 km’lik mesafedeki Ankara’ya kadar Yunan ordusunun önü açılmış, düşmanın ilerlemesi kolaylaşmış olacaktı. Çal dağı’nın batısı ve onun kuzey yamacındaki Ahırlıkuyu köyü 31 Ağustos 1921’de işgal edilmiş ve 12 Eylül 1921’e kadar geçen 13 gün boyunca Yunan ordusunun işgali altında kalmıştır.
Bilindiği üzere Türk ordusu, Kütahya-Eskişehir Muharebelerinden sonra cephenin kritik bir durum alması üzerine, Batı Cephesi Birliklerinin düşmanla arada büyük bir mesafe bırakılarak (100 Km.) Sakarya Nehri Doğusu'na çekilmesine ve bu hatta savunmasını devam ettirmesine karar verilmişti. 22 Temmuz 1921'de Sakarya Nehri Doğusu'na çekilmeye başlayan Türk Ordusu, güneyden kuzeye 5. Süvari Kolordusu Çal Dağı’nın güneyinde, 12., 1., 2., 3., 4. Gruplar ve Mürettep Kolordu 1. hatta olacak şekilde tertiplenmiştir.
14 Ağustos'ta ileri harekata geçen Yunan Ordusu ise, 23 Ağustos'tan itibaren 3. Kolordusu ile Sakarya Nehri doğusundaki Türk Kuvvetlerini tespit, 1. Kolordusu ile Haymana istikametinde, 2. Kolordusu ile Mangal Dağı güneydoğusunda kuşatıcı taarruza başlamıştı. Fakat bu taarruzlarında başarı sağlayamamıştır. Kuşatma taarruzunda başarı sağlayamayan Yunan kuvvetleri, sıklet merkezini ortaya kaydırarak Türk savunma mevzilerini Haymana istikametinde yarmak istemiştir.
Sakarya Savaşının en şiddetli çarpışmalarının yaşandığı Çal dağı, 23 Ağustos 1921’de başlayan Yunan taarruzundan sonraki 1 hafta sürede düşman işgaline uğramış ve Cephenin kuzeyini teşkil eden Polatlı’daki Duatepe, Kartaltepe ve Karadağ ile Çal dağının batı kısmı ile güney yamacındaki Ahırlıkuyu köyü de 31 Ağustos’taki Yunan karşı taarruzunda düşmanın eline geçmiştir. Türk ordusunun 4. grubunca müdafaa edilirken, Çal dağının büyük kısmını ele geçiren 10. Yunan tümeni gece yarısına doğru duran taarruzuna iki saat kadar sonra tekrar başlamıştır. 3. Gruptan takviye olarak gönderilen ve akşama doğru yetişerek Çal dağının doğu eteklerine yapışıp burayı inatla savunan 190. Türk Alayı'nı mevzilerinden söküp atmıştır. Ancak, 190. Alay arka arkaya yaptığı süngü hücumları ile iki saat sonra 04.45’ te mevzilerini tekrar ele geçirirken, 190. Alayın bu altı saatlik muharebe sonunda mevcudu yarıdan aza inmiş, koca alay birkaç subayla 150 erden ibaret kalmıştır.
Yunan ordusu, Ahırlıkuyu’yu işgal altında tuttuğu 13 gün boyunca köylünün çok sayıda hayvanına ve diğer önemli eşyalarına el koyarken; bu köyden Hacı Abdullah (Yüksel) 500 civarındaki koyununu Türk ordusuna teslim etmiştir. Köylünün sadece malına el koymakla kalmayan Yunan ordusu, köylü çocuklara da Türkçe “Yaşa Venizelos” anlamına gelen “Zito Venizelos“u zorla söyletme girişimleri de oluyor. Bunun bir örneği olarak Yunan işgalini o vakitler çocuk yaşta gören Akif Akay’a (Sarıkulak) söyletmek istedilerse de o çocuk olmasına rağmen inat ediyor ve bunu söylemiyor; bunun tam tersini yaparak “Yaşa Mustafa Kemal” diyerek karşılık verdiğinde kendisine bu eziyeti yapan Yunan askerleri tarafından dövülüyor. Yunan ordusunun Ahırlıkuyu köyünü işgali süresinde ve geri çekilmesi sırasında ise bazı köylüler de katledilirken; bu köyden Akif Önem’in amcası Yunan geri çekilmesi sırasında açılan ateşle hayatını kaybedenlerden olarak hatırlanıyor.
Sakarya savaşı sırasında Mustafa Kemal başkomutan, Fevzi Paşa (Çakmak) Genel kurmay Başkanı ve İsmet Paşa da cephe komutanıdır. Yunan ordusunun Sakarya Savaşı sırasında cepheyi yararak ilerleme ümitlerinin büyük ölçüde yitirilmesini müteakip 6 Eylül'e kadar süren yarma teşebbüsünde de başarılı olamayınca, bulunduğu hatlarda kalarak savunmaya karar vermiştir. Çal dağı ile çevresinde süren yakın ve korkunç savaşlar sonunda düşmanın Haymana istikametindeki yarma teşebbüsleri 8-9 Eylül 1921 tarihlerinde nihayet tamamen kırılmış ve durdurulmuştur. Türk Ordusu'nun 10 Eylül'de başlattığı genel karşı taarruzla Yunan ordusunun bulunduğu hatları savunma girişimine mani olunurken 11 Eylül günü Yunan hükümeti ordunun geri çekilme kararını onaylamıştır. Cephe komutanı İsmet Paşa, ihtiyatındaki 24. Tümeni de grup emrine vererek Grup Komutanına 15. ve 24. Tümenlerle taarruz edilerek Çal dağının zapt edilmesini emretmiş. 24. Tümenin Haymana'dan bölgeye gelmesi gecikince, saat 17.30'da, Grup Komutanının emriyle taarruza yalnız olarak başlayan Albay Şükrü Naili (Gökberk) komutasındaki 15. Tümen, şiddetli bir hücumla 2. Yunan Tümen birliklerini geriye atarak Çal dağının büyük kısmını ele geçirmiştir. Bundan sonra Yunan 2. ve 12. Tümenlerinin yeni hücumları ile savaş daha da kızışmış ve mevziler, süngü savaşlarıyla karşılıklı olarak elden ele geçmeye başlamıştı. Ancak havanın kararmasından az önce bölgeye yetişebilen Yarbay Fuat (Bulca) komutasındaki 24. Tümen de, topçularını mevzilendirir mevzilendirmez, ayağının tozu ile taarruza kalkmış ve 15. Tümenle birlikte Yunan birliklerinin son mukavemetlerini de kırarak Çal dağına bütünüyle hakim olurken Ahırlıkuyu köyü de 12 Eylül 1921’de işgalden kurtarılmıştır.
Çal dağı’nın cephe merkezindeki savunmanın bel kemiğini teşkil ettiğini ve savaşın gidişi üzerinde oynayabileceği rolü herkesten iyi bilen Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, İnler-katrancı mevkiinde attan düşmesi sonucu kırılan kaburga kemiğinin ağrısına rağmen, göğsü sargılar içinde olduğu halde muharebeleri yakından takip etmek için Çal dağının hemen kuzeyindeki bir tepeye gelmiş, yanında Fevzi Paşa ve Grup Komutanı Yusuf İzzet Paşa durumu izlemiş ve gerekli emirleri yerinde vermiştir. Çal dağı etrafında onaltı saattir aralıksız süren bu kanlı savaş sona erdiği zaman iki taraf da halsiz düşmüş ve iki taraf da ağır kayıplara uğramıştı. Örneğin 57. Tümen 37. Piyade Alayında sadece iki subay kalmış. 8. Tümenin 135. Alayının mevcudu yarıdan aza inmişti. Yunan kayıplarının da ağır olduğu belliydi. 12. Yunan Tümeninin yalnız 41. Alayı geri çekilirken arkada 200’den fazla ölü bırakmıştı.
Türk ordusunun bu ileri taarruzu sonucunda Yunan Ordusu için geri çekilmekten başka hal tarzı kalmıyordu. Savaşın sonu sayılan ve Polatlı’nın kurtuluşu olan 13 Eylül'e kadar Sakarya Nehri'nin doğusunda tek Yunan askeri kalmadı. Sakarya'dan çekilen Yunan Ordusu, Eskişehir-Afyon doğusu hattına kadar çekilerek, bu bölge de savunma için tertiplenmeye başlarken 22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan muharebelerinin sona erdiği 13 Eylül 1921 günü bir bildiri ile millete ve dünyaya Türk zaferi günü olarak ilan edilmiş; 14 Eylül 1921’de İsmet Paşa ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşanın teklifi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal Paşa’ya mareşal rütbesi ile gazi unvanını vermiştir.
Türk Ordusu Sakarya savaşındaki muharebeler sonunda 26. 000 zayiat verirken, birlik mevcutlarına göre er zayiatı % 35-40, subay zayiatı oranı % 70-80 arasındaydı. Yunanlılar ise 16. 000'i ölü olmak üzere 46. 000 zayiat vermiştir.
Kırımtatar kültürüne ait pek çok şeyini yitiren Ahırlıkuyu köyünde devam ettirilen âdet ve geleneklerin başında hiç şüphesiz Kırım millî mutfağı gelmektedir. Azbar diye tabir edilen evlerin bahçelerinde bir kenarda genellikle olarak kerpiç veya taş kullanılarak ve üzeri çamur sıvanarak inşa edilen kubbe biçimli toprak fırınlarda ekmek pişirilmeye devam ediyor. Geleneksel Kırım yemeklerinden çibörek, ulkum, kobete, kalakay, cantık, kırde, sarıburma, tabakbörek, kaşık börek gibi hamur aşları hâlâ Ahırlıkuyu köyünün unutulmadan afiyetle yenen yemeklerindedir.
Köyde 1940’dan beri kireç ocağı mevcut olup; Çal dağının eteklerinde açılan bir de mermer ocağı vardır. Bu ocak, Sakarya Savaşının cereyan ettiği Çal dağının tarihi önemi sebebiyle 2006 yılında kapatılmıştır, halen işletilmemektedir.
Ahırlıkuyu köyünün sırtını yasladığı Sakarya Savaşları sebebiyle 1-2 yıl önce sit alanı ilan edilerek koruma altına alınan ve bir kısmı tel ile çevrilerek hayvan otlatılması yasaklanan tarihî Çal dağının yamacına halen köy muhtarı olan Bünyamin Tetik ile bu köyden Nevzat Yüksel’in önderliğinde 2004 yılından itibaren badem ve meşe palamudu tohumu dikilmeye başlanmış olup; 2006 yılına kadar yaklaşık 500 dekarlık bir alanın ağaçlandırma çalışması yapılmış ve halen devam etmektedir.
Hazırlayan: Ertuğrul Karaş
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
